"Burası gerçek dünya peri masalı değil, yaralı kalbim."

~~~~

Şeyda, herkesin imrenerek baktığı Çulhaların bir tanecik kızı. Ona yüklenmiş bu sıfatın ağırlığı altında kendi hayatını özgürce yaşayamayacağını düşünmektedir. Bu düşüncenin verdiği öfkeden ise buz pateni yaparak ve Yağız'ı izleyerek kurtulmaktadır.

Yağız Kahraman, nam-ı diğer Buzda Sevişen Adam. Gizemli halleri ve buz üzerindeki harika gösterileri ile tüm kadınları etkisine alır. Tabii bunların arasında Şeyda Çulha da var. :)

Gizemli kahramanımız Yağız, bir gün Şeyda'ya hem çok şaşırtan hem de hayır diyemeyeceği bir teklifte bulunur. Geçmişte yaşadıklarının benzerliği nedeniyle birbirlerine iz kardeşi diyen Şeyda ve Yağız'ın yolculuğunda hem hüzünlü geçmişlerine hem de heyecan dolu yolculuğuna tanıklık ediyoruz.

~~~~

“Karanlığın arasından aydınlanan güzel bir ışık.Kalbini ısıtan güzel bir gülümseme. Ruhuna değen ela bakışlar. Ona doğru çekildiğin güzel bir ten. Gözlerimi yakan ama yine de kendine baktıran bir adam. Yağız Kahraman.” 

~~~~

Kalp Ne İsterse O Olur, Meryem Nart'ın kaleminden okuduğum ilk kitaptı. Hem konusu ile hem de tasarımında mor rengin kullanılması sebebiyle dikkatimi çeken KNİOO'u beklentimi karşılar şekilde heyecanla okudum. Yazarımızın akıcı anlatımı ve kurgudaki sürprizleri de bu heyecanı arttırdı diyebilirim.

Şeyda'nın hayatından bu denli bezmiş olmasının sebebini, Yağız'ın gizemli duruşunun arkasında neler yaşadığını, ikilimizin çıktığı yolculukta nelerle karşılaşacağını merak ederek çevirdim sayfaları. Sonunda ise tam bir sürprizle karşılaştım. Hiç beklemediğim bir sonla karşılaşınca devamında neler olacağını acayip şekilde merak ediyorum. İkinci kitabı nasıl beklerim bilmiyorum. :))

Benim gibi yoğunluğunuzu ve yorgunluğunuzu unutturacak, okurken sizi içine alacak türde kitap okumak isterseniz Kalp Ne İsterse O Olur'u tercih edebilirsiniz. ♥

~~~~

"İstediği kadar mayın sersin yoluma,ben gördüğüm mücevherden vazgeçmem."

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ
Adı: KNİOO
Yazar: Meryem Nart
Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 400
Baskı tarihi: Haziran 2021

 


"Bir yerde kıtlık varsa bilin ki o toprağın insanları birbirlerini sevmeyi, yetimi kollamayı unutmuştur. Kıt olan toprak değil, kalplerdir."

~~~~

6 nüfuslu bir ailenin üçüncü çocuğu olan Fahriye, annesi ve kardeşleri ile Kore Savaşına gitmiş olan babalarının dönüşünü büyük bir heyecanla ve özlemle beklemektedir. Bekledikleri gün gelip çattığında ise büyük bir sürprizle karşılaşırlar. Babası evlerine geri dönmüştür fakat yanında bir kadın ve kucağında bir bebekle. Bu gün Fahriye ve ailesi için dönüm noktası olur. Hayatın zorlayıcı yüzüyle karşılaşırlar ve mücadeleleri başlar.

Kim ne derse desin hep kalbinin sesini dinleyen Fahriye, umudunu ve sevgiye olan inancını kaybetmez. Günün birinde kendisi gibi bildiği dünyaların ötesini düşleyen çoban Salih ile tanışır ve gönlünü ona kaptırır. Kadınların evleneceği adamı seçmesinin hayal olduğu bir dönemde aşık olduğu adamla birlikte olması hayatının şansıdır. Fakat hayat acımasız yüzünü göstermeye devam ederek Fırtına Fahriye'yi sınamaya devam eder ve aklının ucundan dahi geçirmeyeceği bir kadere sürükler.


1950’li yılların Türkiye’sinden günümüze uzanan ve gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan Mavi Dantel, güçlü kadınların tüm imkânsızlık, acı, ıstırap ve zorluklara rağmen umuda ve cesarete tutunmaktan asla vazgeçmediğini etkileyici bir dille anlatıyor. (Tanıtım Bülteninden Alıntı)


Favori yayınevlerim arasında olan Arkadya Yayınları'nın ilk Türk yazarı Çağla Çakır'ın Mavi Dantel kitabının çıkacağı haberini gördüğüm ilk anda, bu kitabı okumalıyım diye düşünmüştüm. Yayımlandıktan kısa bir süre sonra elime ulaştı ve merak içerisinde okuyup bitirdim. (Kişisel yoğunluğumdan dolayı yorumlamakta biraz geciktim ama onun için mazur görün.😇)

~~~~

"Kader armağanını sunmadan önce bir insanı kaç kere sınar?"

~~~~

Güçlü kadın hikayelerini okumayı çok seviyorum. Bu sebeple Mavi Dantel'e başlamadan önce seveceğimi biliyordum ve yanıltmadı da. :) Kitabın gerçek bir hayat hikayesini anlattığını bilerek okuduğum için ayrıca kalbime dokundu. Fahriye'nin tüm yaşadıklarının gerçek olduğunu bilerek okumak, yaşadığı onlarca zorluğa rağmen savaşmaya devam etmesi, güçlü duruşu.. Yüz yüze tanışma fırsatım olmasa da hikayesini öğrenmek, onu tanımak benim için çok kıymetli.  Yazarımız Çağla Çakır'a, anneannesine verdiği sözü tutarak hikayesini bizlerle paylaştığı ve Fırtına Fahriye ile tanışmamıza vesile olduğu için teşekkür etmek istiyorum.

Mavi Dantel, yazarımızın ilk kitabı olmasına rağmen anlatımı öylesine güzeldi ki. Kitap editörlüğü ve çevirmenlik yapan yazarımızın bu konudaki yetkinliğini kanıtlar nitelikteydi bence. Olaylara gerçekten şahitlik ediyormuşum hissiyle, o duyguları yaşayarak okudum ve sizlere de canı gönülden tavsiye ederim. Favorilerim arasına giren Mavi Dantel kitabını okumanızı ve Fahriye ile tanışmanızı çok isterim. :)

 


"Yaşamak, nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur." - Oscar Wilde

***
Finans alanında başarısını kanıtlamış olan Malo, bir proje için Bangkok'a gider. Fakat şehre vardıktan kısa bir süre sonra kulak misafiri olduğu bir konuşma tabiri caizse dünyasını başına yıkmıştır; Yaşamak için yalnızca birkaç ayı kalmıştır.
Hayata dair tüm umudunu keserek intihar etmeye karar verdiği sırada Phueng adındaki yaşlı kadınla tanışır. Bu esrarengiz kadın Malo'ya garip bir teklifte bulunur: Ölümünü otuz gün boyunca ertelemesini ve bu 30 günü satın almayı teklif eder. Malo kaderinin gidişatını değiştirecek deneyimleri içeren anlaşmayı kabul ettiğinde bu dünyada sadece "var olanlardan" değil, gerçekten "yaşayanlardan" olmayı da seçtiğinin farkında değildir.
~~~~
Ya yaşadıklarımız nesilden nesile aktarılan travmalarımızdan kaynaklanıyorsa? Kâinattaki hiç kimsenin sırrına eremediği, bambaşka bir plan varsa? Başımıza gelenler bir amaç uğruna yolumuza yerleştirilmişse? Bir romandan daha fazlası olan Yaşamadan Ölmeyeceğim, bizi varoluşumuzun derinliklerine doğru unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor ve hayal ettiğimiz hayatı yaşayabilmemiz için ilham veriyor.

~~~~
Merhabalar!
Öncelikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı Kutlarım. 
Nice 98. Yıllara. 😍
Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü ile tanıştığım Maud Ankaoua'nın dilimize çevrilen ikinci kitabı ile geldim. :)
Ve en az ilk kitabı kadar severek okuduğumu söyleyebilirim. ♥
Malo'nun başarılı bir işi ve onu sevip güvenen iş arkadaşları olmasına rağmen hayatından umudunu kesip intiharın eşiğine geldiği anda karşısına Phueng'in çıkması onun için büyük bir işaretti bence. Bu olaydan sonraki 30 günlük süreç ise tam bir hayat dersiydi desem yanlış olmaz. Malo'nun deneyimlediği şeyler, Phueng'in öğretileri öyle anlamlıydı ki.. Çoğumuzun hayatında en az bir kez karşılaştığı durumlara farklı bir bakış açısıyla bakmasını sağlayacak olaylar ve yorumlardı. 
Spoiler vermemek adına olaylardan bahsetmeyeceğim fakat kitabın sonunda ortaya çıkan bazı gerçekler hem biraz hüzünlü hem de şok ediciydi. Özellikle sonunu okurken gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf edeceğim. 
Yazarın iki kitabında da hayatın içerisinden konular seçmesi, sanki gerçek bir hikayeye tanıklık ediyormuşum hissi verdi. Böyle hissettiğim kitaplar ben de daha derin izler bırakıyor. Başarılı bir anlatıma ek olarak başarılı çevirisiyle kısa sürede okuyup bitirdiğim kitaplar arasında yerini aldı. 
Oscar Wilde'ın dediği gibi yaşamak ve var olmak arasındaki o farkı anlayacağınız, farklı bir bakış açısı kazanacağınız bu kitabı okumanızı isterim. Belki siz de benim gibi okuyup bitirdikten sonra "Yaşamadan Ölmeyeceğim" diye düşünürsünüz. :) 

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ
Orijina Adı:
Respire ! Le plan est toujours parfait
Adı: Yaşamadan Ölmeyeceğim
Yazar: Maud Ankaoua
Yayınevi: Yan Pasaj
Sayfa Sayısı: 304
Baskı tarihi: Nisan 2021

 


"Çölde başkalarının ayak izinden gitmek kolaydır. Önemli olan kendi ayak izini oluşturup diğerlerinin takip etmesini sağlamaktır."

~~~~
Muhsin, henüz 16 yaşındayken içindeki tiyatro aşkıyla ailesine başkaldırarak evi terk eder. Tiyatroya olan aşkı sonsuz olsa da bu uğurda yaşadıkları oldukça zorlu. Açlık, parasızlık, dış baskılar ve hatta savaş. Fakat Muhsin bunların hiçbirini kendine engel olarak görmeden, hiçbir şeyin imkansız olmadığını düşünerek ömrünün sonuna kadar tiyatro için çabalar. İstanbul'da başlayan tiyatro yolculuğu Paris, Berlin ve Stockholm'e kadar uzanır. Kendini ve ülkesini tiyatro konusunda ilerletip geliştirmek için çabalayan, aç kalarak sokaklarda yatmayı dahi göze alan Muhsin Ertuğrul'un hayatını okuyoruz.

~~~~
Fakat treni de çok sevmişti. Buharla çalışan bir zaman makinesiydi sanki içinde bulunduğu gürültülü makine. Hayatın ve zamanın içinden hiçbir şeye dokunmadan, sadece izleyerek geçip gidiyor, trenin hızı hayatın akışını dondururken, kendisini duran zamanın içinden geçirerek eşsiz bir deneyim sunuyordu. Şehirler, kasabalar, köyler, ormanlar, meralar, otlayan hayvanlar, trenin peşine takılan çocuklar...
~~~~

Muhsin Ertuğrul, ülkemizde batılı anlamda tiyatronun kurucusu kabul edilen, sinema alanında da Türkiye'de ilk önemli katkıları sağlayan tiyatro oyuncusu, yönetmen ve yapımcıdır.
İtiraf etmem gerekir ki bu kitabı okuyana kadar kendisini tanımıyordum. Yazarımız Orhan Bahtiyar sayesinde tanıştım, kendisine bu konuda teşekkür etmek isterim. :) 
Ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek kestiremesem de Muhsin beyin tiyatro için çabalarına gerçekten hayran kaldım. Her şeyden önce genç yaşında ailesini bile karşısına alarak kendini büyük bir bilinmezliğe atması büyük bir cesaret örneği. Sonrasında verdiği savaşlar, kendini geliştirebilmek adına sınırlarını zorlaması çok etkileyiciydi bence.
Orhan Bahtiyar'ın kalemiyle Vecihi kitabıyla tanışmıştım. Muhsin kitabıyla daha bir sevdim. Ülkemiz için önemli işler yapmış insanlar hakkında böyle güzel kitaplar yazarak bizlerle buluşturmasının hoş bir şey olduğunu düşünüyorum ve severek okuyorum. :)
Sizler de benim gibi bu tür kitapları okumayı seviyorsanız, tiyatro ve sinemaya ilgi duyuyorsanız Muhsin kitabını okuyup Muhsin Ertuğrul ile tanışın derim. ♥

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ
Adı:
Muhsin
Yazar: Orhan Bahtiyar
Yayınevi: İnkılap
Sayfa Sayısı: 344
Baskı tarihi: Haziran 2021


Merhabalar!
Uzuun bir aranın ardından geri geldim. :)
Görüşmeyeli nasılsınız? Umarım her şey yolundadır.
Hem kişisel yoğunluğumdan dolayı hem de ülkemizin geçirdiği kötü günlerde sosyal medyadan biraz uzaklaşmıştım. Neyse ki her şey yoluna girdi. Ben de sizleri çok özlediğim için daha fazla uzatmadan dönmek istedim. 💙

“Kapanmaz mı yaralarımız?” 
Çenesini yukarı doğru kaldırarak, “Asla,” dedi keskin bir dille. 
“Hiçbir zaman iyileşemeyiz biz. Ailenin açtığı yaraları hiç kimse, hiçbir şey kapatamaz.”  

💙💙💙 

Mihrinaz Akşahin, Azim Akşahin'in annesinin adını taşıdığı için ailesinin Halef'i olarak gördüğü, biricik torunu ve kıymetlisi. Genç kız dedesinin ilgisi ve sevgisiyle büyüse de anne-babasının yokluğuyla bir yanı hep eksik kalmış. Her şey yolunda giderken, bir gün bir olay patlak verir ve dedesi onu koruyabilmek için evden uzaklaştırır. Bu yaşına kadar dedesinin himayesinde yaşayan Mihrinaz ne yapacağını bilemezken, rüyalarında gördüğü adam, Zamir Hancıoğlu gelip onu kurtarır. Gizemli davranışları, sakladığı sırlar olsa da Mihrinaz içten içe ona güvenmekten kendini alıkoyamaz. 
Mihrinaz'ın kaçmasına sebep olan olay ne, ailesine neler oldu, Zamir onu nereden tanıyor, rüyalarına nasıl girebildi ve neler saklıyor gibi birçok soruya cevap aradığımız olaylar yaşanıyor.

💙💙💙

"Yıldızlar ve ay sarılmış. Sen de bana mı sarılsan?"

💙💙💙  
 Kitabın ilk sayfalarında, Mihrinaz ve Zamir'in rüyalarda buluşma kısmını okuduğum an bu kitap tam benlik dedim. Rüya görmeyi de rüyalarla ilgili şeyleri okuyup izlemeyi de çok sevmişimdir. 😍 
Tabii kurgumuz rüyalardan ibaret değildi. Akşahin ailesini tehdit eden tehlikeler, Mihrinaz'ın ailesini kaybetmesinin arkasındaki sırlar, Zamir'in Mihrinaz'ın rüyalarına girmesinin sebeplerini ve daha sonrasında onu korumak için yaptığı fedakarlıkların arkasındaki gerçeklerin oluşturduğu yoğun bir kurguya sahip. Öyle ki tam olaylar çözüldü sandığımız anda bambaşka olaylar başlıyor. :)
Mihrinaz Akşahin, şımarık ve bencil bir karakter gibi görünse de neden böyle davrandığını anlamak zor olmadı benim için. Cam fanus misali bir hayatı olan bu kızın bir yanı hep eksik kalmış. Dedesinin kanatları altında yaşamış olsa da ailesinin kaybıyla küçük yaşta olgunlaşmak zorunda kalmış. Dedesinin onu korumak için gizlediği geçmişi ile yüzleşmesini sağlayan ise Zamir oldu. 
Başlangıçta Zamir'i tam çözemedim, gizemli halleri yüzünden Mihrinaz'ı koruyor mu yoksa tam aksi bir durum mu var ortada diye düşünürken Mihrinaz gibi ben de ona güvenmek istedim. Tanıdıkça da bu hislerimin doğru olduğunun farkına vardım. Zamir'in Mihrinaz'a gerçekleri itiraf etmesi ile asıl bombalar patladı ve olayların daha yeni başladığının sinyalini vererek ilk kitaba veda ettik. Neyse ki çok beklemeden ikinci kitaba kavuştuk. Okumaya başlamadan önce yorumumu sizlerle paylaşmak istedim. Benim gibi bu tarz kurguları sevenler için de tavsiyemdir elbette. 💙

💙💙💙 

Nefesini yüzüme çarpmaktan çekinmeden, “Konuşmayacak mısın?” diye sordu merakla. Ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordum. Beni o yönetiyordu ve böylelikle dans ediyorduk.
Yutkunarak, “Bu şarkının sözleri yok mu?” diye sordum. Saçmaladığımın farkındaydım ama söyleyecek başka bir şey bulamamıştım. 
Düşünmeden, “Var,” diye fısıldadı. Ela harelerim dudaklarından burnuna ve oradan da gözlerine doğru tırmandı. 
“Kovaladığım ışık sensin.”

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ 
Adı: Halef 1 ~ Düş 
Yazar: Leman Veli 
Yayınevi: Ephesus 
Sayfa Sayısı: 480 
Baskı tarihi: Nisan 2021 
Goodreads puanı: 3.92 / 5

 


Merhabalar!

Birazcık aradan sonra geri döndüm. :) Bloğumu ve sizleri epey özlemişim. Umarım her şey yolundadır. ♥

Denebunu.com'un Haziran ücretsiz kutularından bana da çıktı. İçeriği dolu dolu olunca neden sizlerle paylaşmıyorum ki dedim ve geldim. :)

Hatta bu kez tanıdıklarıma çıkan farklı içerikteki kutuları da paylaşacağım. 

 


"Silah ve sanat... Bir yanda ölüm, diğer yanda hayat... Bir yanda yok etme, bir yanda var etme... Bir yanda öldürmek, diğer tarafta ise yaşatmak..."


Merhabalar!

Bugün sizlere sanat ve polisiyenin çok hoş bir şekilde harmanlanmış olduğu İstanbul Portresi kitabından bahsetmek istiyorum. :)

~~~~

Sanal âlemde işlenen bir cinayet... İstanbul'un çeşitli noktalarına bırakılan üç cansız beden... 

 Doğu ve Batı resim sanatının öncüleri Vincent van Gogh ile Osman Hamdi Bey’i bir araya getiren akıl almaz olaylar silsilesi ve İstanbul'un kadim sokaklarında cirit atan Kaplumbağa Terbiyecisi kostümlü bir katil zanlısı... 

 İstanbul Pera Müzesi’nde başlayan macera, Paris Louvre ve Berlin Alte Nationalgalerie Müzelerine kadar uzandıktan sonra Eskihisar Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi’nde son bulacak! İyilerin ve kötülerin iç içe geçtiği, Doğu ve Batı medeniyetlerinin harmanlandığı çok bilinmeyenli bir denkleme hazır olun! Şifre Bilimci Milas Ulukan ve Şifreli Dosyalar ekibinin başrolde olduğu soluk soluğa okunacak polisiye türünde bir İstanbul masalı..." (Tanıtım Bülteninden)

~~~~

Kayahan Demir'in kitaplarını sosyal medya hesaplarımdan görüp merak ediyordum ama en çok dikkatimi çeken İstanbul Portresi olmuştu. Hem hakkında okuduğum yorumlar hem de kapak tasarımı kitabı okumam için bir işaret gibiydi sanki. :) Arkadaşım hediye edince daha fazla bekleyemem deyip hemen okumaya başladım. 

Son yıllarda neredeyse her işimizi yapabildiğimiz sanal dünyanın faydaları saymakla bitmez fakat bir cinayet işlenmesi kulağa ürkütücü geliyor değil mi? Bu cinayetlerin Osman Hamdi Bey için hazırlanan müzede sanal olarak gösterildikten sonra işlenmesi, sonrasında ortaya çıkan cesetler ve ortalarda dolaşan Kaplumbağa Terbiyecisi kıyafetinde katil zanlısı. Akla ilk gelen bu cinayetlerin Osman Hamdi Beyle bir bağlantısı olup olmadığı oluyor. Şifre Bilimci Milas Ulukan ve Şifreli Dosyalar ekibi bu cinayetleri çözebilmek için işe koyulur. Bırakılan ipuçlarını takip ederken hem polisiyenin merakını hem de yazarımızın kurgu içerisinde İstanbul tarihi, Osman Hamdi Bey ve Vincent Van Gogh hakkında verdiği bilgilerle heyecanlı ve keyifli bir okuma oldu benim için. Özellikle Osman Hamdi Bey ile ilgili olan kısımlar çok ilgimi çekti. Kitabı okurken bir yandan da araştırma yapmaya başladım. Hayatına ve tablolarına dair yeni bilgiler edinmek oldukça heyecan vericiydi benim için.

Yoğun bir polisiye havası olmasa da olayların arkasında kim ya da kimlerin olduğunu öğrenme isteğiyle ve yukarıda bahsettiğim detaylar sayesinde kısa bir süre içerisinde okuyup bitirdiğim ve verdiği mesajları çok sevdiğim bir kitap oldu İstanbul Portresi. 

Şifre Bilimci Milas Ulukan ve ekibinin diğer maceralarını da merak etmeye başladım. Kitaplarını da listeme ekledim. :)

Bu tür kurguları okumayı seviyorsanız sizlere de tavsiye ederim. 

~~~~

Bugün sanatı ayrıştırırsak, yarın dünyadaki canlıları ‘insan, hayvan, ağaç’ şeklinde sınıflandırırız. Benzer şekilde insanları da kadın-erkek diye cinsiyetçi bir yaklaşımla ayrıştırıyoruz. Peki sonrasında ne mi oluyor? Güçlü olduğunu düşünen taraf, diğerini yok ediyor! İşte biz buna cinayet diyoruz.
~~~~

KİTABIN KÜNYESİ
Adı:
İstanbul Portresi
Yazar: Kayahan Demir
Yayınevi: Genç Timaş
Sayfa Sayısı: 240
Baskı tarihi: Ocak 2021
Goodreads puanı: 4.48 / 5