Kraliçe Arı Şarkı Söylediğinde Arılar Dans Eder Kitabının Konusu

3 çocuk annesi Marie, mükemmel bir anne olmak ister. Sevdiği ve çok başarılı olduğu işini bırakarak evde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek, onlara hiç bağırmadan/kızmadan yetiştirmek, organik beslenmelerine dikkat etmek vb. birçok konuda en iyisini yapmak için çaba gösterir. Fakat hiçbir şey planladığı gibi gitmemeye başlar. Çocuklar, ev işleri derken hiçbir şeye yetişemediğini ve hayalini kurduğu mükemmel ebeveynlikten uzak olduğunun farkına varır. Bitkin ve bunalmış olmasının yanı sıra çocuklarıyla istediği ilişkiyi kuramamanın suçluluğunu da hissederken arkadaşı ona bir sürpriz yapar. Marie, 40. yaş gününü hayalini kurduğu mükemmel ebeveynlik için bilgiler edineceği ve aynı zamanda tatil yapacağı bir kampa gider.

Marie'nin bu kampta yaşadıklarını ve ebeveynliğe dair farklı bakış açıları kazandıracak detayları okuyacağınız keyifli bir kitap. ♥

~~~~

"Suçluluk duygusunu hafifleten kitap: Bunalmış bir anne ve onu dinlenmeye gönderen bir komşu. Orada kendimizi buluyoruz! Olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayan bir roman.” -Marie-Pierre

~~~~

Mükemmel bir ebeveyn olmanın bir yolu/yöntemi var mıdır?

Henüz bir ebeveyn değilim ama çevremden gözlemlediğim kadarıyla bu durum imkansız olmasa da çok zor bence. Hayatın yoğun akışı içerisinde bazen kendimize bile vakit ayıramazken, küçücük bir varlığa bakmak, onun en güzel şekilde sağlıklı ve mutlu bir birey olarak büyümesini sağlayabilmenin sorumluluğu büyük bir şey gerçekten. Bunları göz önünde bulundurunca Marie'nin birbirinden farklı karakterde 3 çocuğunu büyütmek için gösterdiği çaba ve özveriyi düşünün. 

Marie'nin kendini boğulmuş hissettiği anda Rose çıkıp gelince, herkese Rose gibi bir arkadaş gerekiyor diye düşündüm. :)

Genç kadının bunalmış halini ilk görüşmede anlamış olması ve onun bu durumdan kurtulup hem Marie'nin kendisine hem de çocuklarına iyi gelecek kampa gitmesini sağlaması çok çok ince bir davranış.

Maria'nın Gaia Mola ebeveynlik kampında yaşadıklarını okumak ise bambaşka bir bakış açısı kazanmamı sağladı. Henüz ebeveyn olmasam da çocukların davranışlarının neden olabileceği, onlara nasıl davranmamız gerektiğine dair hayatın içinden örneklerle verilen bilgiler içeren ebeveynlik kılavuzu gibiydi. Ayrıca Maria'nın kendine dair yaşadığı farkındalıklar, kişisel gelişimi de benim için etkileyici detaylardandı.

Veronique Maciejak'ın Kendimi Kaybettiğim Yerde Buldum kitabını da aynı zevkle ve merakla okumuştum. Bu kitabında da beni yanıltmadı. Yarın Güneş Yeniden Doğacak kitabı da okuma listemdeydi zaten ama en yakın zamanda okunmak üzere listenin üst sıralarına eklendi. :)

Yan Pasaj Yayınevi'nin dilimize kazandırdığı ve okuma fırsatım olan her kitabı beni çok etkiledi. Kişisel gelişim olarak da bana katkıları olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Kraliçe Arı Şarkı Söylediğinde Arılar Dans Eder kitabı ve bloğumda yorumlarını bulabileceğiniz Yan Pasaj'ın tüm kitapları tavsiyemdir. ♥

~~~~

"Şu söz doğruymuş: Hayat yaşanmaya değer beklenmedik şeylerle dolu."


KİTABIN KÜNYESİ 
 Özgün Adı: Quand La Reine Chante, Les Abeilles Dansent
 Yazar: Veronique Maciejak
 Çevirmen: Meltem Gezgin
 Yayınevi: Yan Pasaj
 Sayfa Sayısı: 280
 Baskı tarihi: Mayıs 2024

 


Lanetli Kış Kitabının Konusu

Amethyst Bell -Tess olarak kullandığı için bundan sonra Tess olarak bahsedeceğim.:)-, soğuk bir kış gününde Wharton kasabasındaki aile yadigarı evlerine gider. Ünlü bir ressam olan büyükbabası Sebastian Bell'den onlara kalan tablolarla ailecek rahat bir hayat sürerken, yine büyükbabasına ait La Belle Vie (Güzel Hayat) evi için planları vardır. Tess, küçük kasabadaki bu evi bir pansiyona dönüştürerek yeni bir işe adım atmak ister. Bunun için tadilat planları yaparken büyükannesinin ısınma sorunlarını bahane ederek kilitli tuttuğu odaya sıra gelir. Hayatı boyunca hiç girmediği ve içinde ne olduğunu dahi bilmediği bu gizemli odadan gece geç bir saatte hayvan tırmalamasına benzer sesler gelmeye başlayınca ilk iş olarak bu kapıyı açtırmaya ve ardındaki sırlarla yüzleşmeye karar verir. Böylece Tess'in aile geçmişindeki sırları öğreneceği macerası başlamış olur.

~~~~

"Ne kadar çok çaba sarf ederseniz edin, geçmişin izlerine rastlamaktan kaçınamazdınız. Ve o geçmişte saklı kalmış sırlardan da."

~~~~

Merhabalar,

Uzuun bir süreden sonra gerilim-korku türünde bir kitap okudum ve okurken bu türü özlediğimi fark ettim. Lanetli Kış hem kapağı hem de konusuyla ilgimi çeken bir kitaptı. Okumaya başladığım anda gerilsem de merak duygum ağır bastı ve La Belle Vie'nin gizemini çözmek için bulduğum her fırsatta okudum.:)

 Kapının ardındaki gizemli varlık kim ya da ne, Tess'e ne anlatmaya çalışıyor, Tess bu sırrı çözüp hayalini kurduğu işe kavuşabilecek mi, vb birçok soruya yanıt aradığım gerilimi yüksek ve heyecanlı bir okuma oldu. 

Tess'in komşuları Jane ve Jim ile olan samimi ilişkilerini, küçük olarak tasvir edilen Wharton kasabasını okurken, Gilmore Girls'deki Stars Hallow kasabasını anımsadım. :)

Wharton'un küçük ve samimi komşuluk ilişkilerini okumak kitaptaki gerilim havasını yumuşatmıştı.

Tess tadilat konusunda Jim ve Jane'in tavsiyesi ile Wyatt ile tanışıyor. Wyatt, tadilat dışında La Belle Vie'nin sırrını çözmesi için Tess'e destek olur. Bu durum ikilinin yakınlaşmasını sağlar. Gerilim/gizem türündeki kitaplarda pek romantizme yer verilmez ama Tess ve Wyatt arasındaki ilişkiyi okumak bana iyi geldi. Çünkü romantizm sever yanım. ♥ :)

Yazarın anlatımı akıcı ve kurgusal anlamda başarılıydı. Hele ki kitabın başlangıç bölümünü okuyunca gerilimi hissetmemek mümkün değil. Fakat kurgu içerisinde verdiği ipuçları sayesinde sırrın ne olduğunu kısmen tahmin ettim diyebilirim. Ortaya çıkan bazı gerçekler ters köşe hissiyle birlikte üzüntü vericiydi. Gizem/gerilim türüyle tanışmak istiyorsanız ya da benim gibi arada okuyorsanız şans verebilirsiniz. :)

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ 
Orijinal Adı: The Stroke of Winter 
Yazar: Wendy Webb 
Çevirmen: Selin Özkan 
Yayınevi: Otantik Kitap 
Sayfa Sayısı: 320 
Baskı tarihi: Mart 2024

 Ben Sonnur Ben Saime Kitabının Konusu

Sonnur, 15 yaşında geçirdiği talihsiz bir kaza sonucunda hayatının on yılını kilitli kapılar ardında geçirmek zorunda kalır. Zorlu geçen bu on yılın ardından hayatta kalmayı başarsa da sırları, travmaları ve korkularıyla birlikte ona eşlik eden bir kadınla yaşamak zorunda kalmıştır. Karakter olarak Sonnur'dan çok farklı olan bu kadın kim, Sonnur'a neden böyle davranıyor ve ikili  arasındaki çekişmenin galibi kim olacak?

Diğer yanda yıllardır, başarılı bir gazetecinin asistanlığını yapan Ayşe'ye kariyerinde büyük bir etki yaratacak röportaj teklifi gelir. Kitapları çoksatar listelerinde olan fakat daha önce kimsenin görmediği ve habercilerin tanışmak için fırsat kolladığı yazar Saime Sayın, Ayşe ile röportaj yapmak ister. Neden bu alanda başarısını kanıtlamış biri olan patronuyla yada başka biriyle değil de kendisiyle röportaj yapmak istediğini merak etse de, bu kariyeri için büyük bir fırsattır. Gizemli yazar Saime Sayın ile tanışan kişi olacak ve Ayşe de başarılı gazeteciler arasına adını yazdırabilecektir.

Herkesten gizli bir hayat süren yazar Saime Sayın kim? Neden özellikle Ayşe ile görüşmek istiyor? Ayşe bu görüşmede neler yaşayacak ve hayalini kurduğu kariyere kavuşabilecek mi? 

Sonnur'un bu hikayedeki yeri nedir? Geçmişinden gelen sırlardan ve korkulardan sıyrılıp hayatına devam edebilecek mi? vb birçok soruya yanıt ararken heyecanla okuduğum bir kitaptı.

~~~~

"Yüreğin ölümü en son olur Ufuk. Bir ağacın yapraklannı dökmesi gibi umutlarını bir bir kaybeder. Sonunda yaşamak için hiç umudu kalmaz, işte o anda yürek de ölür. Ama sen benim hayatıma yüreğimin ölmesine son bir umut kalmışken geldin. O anda o son yaprak kopmamak için ağacına sıkı sıkı tutundu. Belki başka yapraklar da açacak. Yine de tüm olanları düşündüğümde bizim hiç şansımız olmadığını biliyorum." 

~~~~


Instagram'da  dahil olduğum bir okuma grubunda Ayşegül Çiçekoğlu'nun yeni çıkan  Ben Sonnur Ben Saime kitabı için bir etkinlik olacağını ve İstanbul'da yaşayanların katılabileceği haberini alınca çok heyecanlandım. Hem yazarla tanışıp imza alabilecektim hem de kitabı okuyan diğer arkadaşlar ile sohbet etme imkanım olacaktı. Hal böyle olunca hemen ben de geliyorum dedim. :)

 Etkinliğe katılmadan önce kitabım elime ulaştı ve büyük bir merakla okudum. Önce Ayşe ile tanıştık daha sonra da Sonnur ve eşi Ufuk ile. Okudukça merak duygum arttı. Sonnur'un travmalarının sebebi ne, ünlü yazar Saime Sayın ile bir bağlantısı var mı, Ayşe'nin tanımadığı bu iki kadın hayatına nasıl bir anda dahil oldu ve sırları ne diye birçok soruyu aklıma sıraladığım heyecanlı bir okuma serüveniydi. 

!Buradan sonrası spoiler içerebilir!

Sonnur'un geçirdiği kazayı okurken boğazım düğüm düğüm oldu. Kitabın sayfasına bakakaldım. Ağlasam ağlayamıyorum, okumaya devam da edemiyorum. Yazarımızın gerçek hikayeden yola çıkarak kurguladığını da bildiğim için birkaç dakika boğazımdaki düğüm ve başımda ağrı ile kalakaldım. Benim okurken bu hale geldiğim bir durumu yaşayan birinin olmasını düşünmek ve buna rağmen hayata bir şekilde tutunduğunu bilmek tarif edilemeyecek kadar farklı bir duyguydu gerçekten. 

Kitabın romantik tarafı ise geçmiş-günümüz şeklinde ilerleyen Sonnur ve Ufuk, günümüzde filizlenecek Ayşe ve Aras. 

Ufuk'un Sonnur'a olan aşkı ve bağlılığını okumak kendinizi bu aşka imrenirken hatta benimde bir Ufuk'um olsa keşke derken bulabileceğiniz bir aşk bence. :))

Ayşe ve Aras'ın arasındaki ilişki size biraz daha karmaşık ve gel-gitliydi. Genç çiftimiz Sonnur ve Ufuk'un gölgesinde kalsa da onları okumak da keyifliydi. Onlara dair daha fazla şey okumak isterdim. 

Kitabı okurken Sonnur, Saime ve Ayşe arasında nasıl bir bağlantı olduğuna dair çeşitli teorilerim oldu. Konu ilerledikçe ve yazarımızın verdiği ipuçlarını da toplayınca bazı noktalarda tahminlerimi tutturdum. Fakat sonunda Ayşegül hanım öyle bir ters köşe yapmıştı ki.. "Nasıl olur ya?" diyerek kalakaldım. 

Ben Sonnur Ben Saime, birçok yerinde beni sarsan ve birden çok duyguyu yaşatan etkileyici bir kitaptı. Ayşegül Hanım'ın anlatımı hem kurgusal hem de kullandığı psikolojik unsurlar anlamında çok başarılıydı.

18 Mayıs Cumartesi günü İçerenköy Penguen Kitabevindeki buluşmaya gittiğimde karşımda kendisini görünce ilk dakikalarda heyecandan konuşamadım. :)) 

Sonrasında hem Ayşegül hanımın samimiyeti hem de gelen diğer arkadaşların eğlenceli sohbetiyle çok keyifli bir gün geçirdik. Yazarımız ve kitapları hakkında birçok detay öğrendik ve kitaplarımızı imzalatma imkanı bulduk. Şimdi bu satırları yazarken bile o anları anımsayıp mutlu oluyorum.

Uzun lafın kısacası, gerçekten bir hikayeden kurgulanmış etkileyici hikaye okumak isterseniz Ben Sonnur Ben Saime okuma listenizde olsun derim. :)



Fotoğrafların tamamı bana aittir ve yazı reklam/işbirliği değildir.

 


"Aşk nedir?"
Bana mı soruyor?
"Aşk o kişiden başkasını düşünememektir," diye cevapladım. "Aşkının özlemiyle kıvranmaktır.Düşüncelerini o kişinin ele geçirmesidir. O ne düşünür? O ne ister? Neden burada değil? Kiminle birlikte? Sen delirene kadar bu soruları sormaktır tekrar tekrar. O yaşayacaksa dünyada herkesi öldürebilmektir aşk."

Canavar Çocuk Kitabının Konusu
Ülkemizde çocuk okurlar için olan Felaket Henry serisi ile tanınan Francesca Simon, Canavar Çocuk kitabını farklı bir okur kitlesine hitap eden tarzda kaleme almış.
Mitolojik öğelerin mizah ile birleştirildiği kitapta İskandinav mitolojisinde kötülük ve kurnazlık Tanrısı Loki'nin kızı Ölüler Tanrıçası Hel'in hikayesini okuyoruz.
Hel, Loki'nin Dev olan eşinden olan 3. çocuğudur. Diğer iki çocuğu Jörmungandr yılan, Fenrir  ise dev bir kurt bedeninde yaşam sürmektedir. Hel kardeşlerinden farklı olarak insan bedeninde dünyaya gelse de fiziksel olarak bacaklarında mutasyon olduğunu dile getiriyor. 
Kahin kıyamet getireceklerini söylediği için Hel ve kardeşleri Tanrılar tarafından kaçırılır. Her birini başka bir yere hapsederler. Hel ölüler diyarında sıkışıp kaldığında aşık olduğu Baldr ile kavuşacağı günü beklerken yaşadıklarını okuyoruz.
.
Merhabalar, mutlu hafta sonları 🌸
Eskisi kadar olmasa da kitaplara daha fazla vakit ayırabildiğim zamanlar yaşıyorum ve bu beni mutlu ediyor. 😍
Bugün en son okuyup bitirdiğim kitaptan bahsetmeye geldim. Sizde durumlar nasıl? En son hangi kitabı okudunuz ? 📚
.
Canavar Çocuk kitabını okumaya başlamadan önce mitolojiye dair pek bilgim yoktu ve kitapta bahsedilen karakterlerden Loki ve Odin dışındakileri duymamıştım bile. Farklı bir yerde denk gelsem belki okumadan geçeceğim detayları, yazarın mizahi üslubu ve Hel karakterinin eğlenceli yanları sayesinde merak edip araştırınca mitolojiye dair birçok şey öğrendim. Yeni bilgiler öğrendikçe yazarın kurgu içerisinde mitolojiye dair detaylı bilgilere yer verdiğini de fark ettim. 
Kurgu içerisinde neler yaşanacağını, Hel'in aşkına kavuşup kavuşamayacağı merakıyla kısa bir süre içerisinde okuyup bitirdim. Benim için keyifli ve yeni bilgiler edinmemi sağlayan bir okuma serüveni oldu.
Mitoloji türüne ilgi duyan ve okumaya yeni başlayacak okurlara tavsiye edebilirim. Mitolojiye dair bilgi birikimi olanlar kitap hakkında ne düşünür merak etmiyor değilim. Okursanız yorumlarda sohbet edelim. :)

~~~~
"Kayıp mı oldun?" diye sordum. Nefeslerimiz buharlı havaya karışıyordu.
Güldü. "Kimsenin buraya yanlışlıkla geldiğini zannetmiyorum." Merakla beni süzdü, "Sen ölü değilsin, değil mi?"
"Yarı."
"Yarı ölü olamazsın ya ölüsündür ya da değilsindir."

~~~~
Sonsuza dek yaşadığınızda anlıyorsunuz ki çoğu şeyin hiçbir önemi yok. Kendinizi özel mi sanıyorsunuz? 
Değilsiniz.



"Ama sonra bir anda elimi tutup gözlerime o sevecen, hayat dolu bakışıyla kilitlendiğinde altüst oldum. Elimi çekemedim. 

Kalbimden gelen yoğun sesleri duymaması ümidiyle "Bana değil, yola bak. Kaza yapacaksın," dedim hayatında ilk defa el ele tutuşan mahcup genç bir kız gibi. 

"Kazayı çoktan yaptım: Bırak keyfini çıkarayım. Çok bekledim bu anı" dedi sonsuz rahatlığıyla."


 Zaten Kitabının Konusu

Farklı hayatlar içerisinde benzer durumu yaşayan iki evli kadın Güneş ve Nil.

Güneş, iş hayatında oldukça başarılı ve alanında tanınan kitap çıkarmış, söyleşiler, sempozyumlar veren genç bir kadın. Aynı zamanda eşi Tolga ile mutlu bir evliliğe sahip. Öyle ki sosyal çevrelerinde uyumları açısından örnek çift gibi görünüyorlar. Güneş'in hayatında her şey normal ve yolunda gidiyor gibi görünürken yıllar öncesinden çıkıp gelen Arda, bir şeylerin farkına varmasını sağlar. Ve bu sayede içindeki asıl "Güneş" ile tanışır. 

Nil, genç yaşta evlenip çocuk sahibi olmuş, kendini küçük kızı ve işine adamış genç bir kadın. Eşi Ali'yi seviyor olsa da, hem ikisinin iş hayatlarının yoğunluğu hem de kızları Ela ile ilgilenmeye odaklanmaları sebebiyle evliliklerinin ilk zamanlarındaki o heyecanın kalmadığını fark eder. Bu durumla ilgili eşiyle konuşup ilişkilerindeki soğukluğu azaltmak istese de Ali'nin halinden memnun ve Nil'i suçlar tavırları genç kadını farklı sorgulamalara iter. Tam da bu süreçte çalıştığı bankaya yeni bir çalışma arkadaşı Hakan gelir. Genç adam Nil ile sohbet etmeye o kadar heveslidir ki her fırsatı değerlendirir. Nil başlangıçta mesafeli dursa da Hakan ile sohbetlerinde içsel sorgulamalarına da yanıtlar bulduğunu fark edince hayatı başka bir yöne doğru akmaya başlar.


Güneş ve Nil mahpusluklarında arafta kalmış iki evli kadındır. Derken kendilerini planlamadıkları bir dünyaya adım atarken bulurlar ve hayatlarını altüst etmekten kendilerini alamazlar. Kalpten başlayıp tüm hayatlarına yayılan değişimler yaşarken akıllarında ise tek bir soru vardır: "Haklı mı olmak istiyorsun, mutlu mu?" 

Bu alıntı ise kitabın ifade edemeyeceğim bir özeti gibi. Güneş ve Nil mutluluğu mu seçecekler yoksa haklı olmayı mı derseniz, cevabı kitapta. :)

~~~~

Mutlu akşamlar arkadaşlarım.

Bayram tatili, tatil dönüşü iş yoğunluğu vs derken buralarda bir görünüp bir kaybolduğum dönemleri yaşıyorum. :)

Bugün yarım gün bile olsa işten uzaklaşma fırsatım olunca son zamanlarda beni kendine bağlayıp kısa sürede okuduğum bir kitaptan bahsetmek istedim.

"Zaten", hem kısa ve öz hem de ardında neler olduğunu merak ettiren bir kitap ismi değil mi ? :)

Kitap okumak isteyip elime aldığım hiçbir kitaba odaklanamadığım bir dönemde elime geçen Zaten, daha ilk sayfasından beni kendine çekti desem abartmış olmam. 29 saat içerisinde bitirdiğimi söylersem inanmanız için yeterli olur sanırım. :)

 Bir bölüm Güneş, bir bölüm Nil şeklinde ilerleyen kitapta bir karakterin hikayesini okurken diğeri neler yaşıyor acaba diye merak ederek çevirdim sayfaları. İlk olarak Güneş ile tanıştığım için sanırım, onun hikayesine daha çabuk adapte oldum. Güneş Arda ile ve Nil Hakan ile ilişkilerinde neler yaşayacaklarını, ne karar vereceklerini merak ederek, Güneş ve Nil'in birbirleriyle bağlantıları var mı ya da olacak mı heyecanı ile okuyup bitirdim.

Yazarımız Evrim Gürler, iki karakterinde yaşadıklarını, içinde bulundukları ruh halini o kadar başarılı bir şekilde anlatmıştı ki okurken kendimi onların yerine koyarken buldum. 

Mutlu olmak iki kadınında hakkı fakat yaşadıkları ilişkiler aldatmak olmaz mı? 

Gerçek hayatta böyle bir durumla karşılaşsak nasıl tepkiler veririz? 

Aldatmanın tam olarak karşılığı nedir? 

Bu durumda eşleri Tolga ve Ali'ye haksızlık yapmış olmazlar mı? vb birçok soruya yanıt aradım. Bulabildin mi derseniz, kısmen evet ama bunları paylaşmak kitaba dair çok büyük ipuçları içereceğinden bende kalsa daha iyi olur. :)

Güneş ve Nazlı'nın dostluklarından bahsetmeden yazımı sonlandırmak istemem. Birbirinden farklı iki karakterde olsalar da sorgusuz sualsiz anlaşmaları, birbirlerine destek olmaları çok hoş bir detaydı. 

Benim gibi bu tarz kurguları okumayı seviyorsanız şans verebilirsiniz. ♥ 

~~~~

"Yedek anahtarı hep bendedir.Hadi bakalım," dedi ve koltuklara kurulduk. Biner binmez bacağımın üstünde duran elimi tekrar tuttu.Dönüp bir süre bakmalara doyamadım. Lodosum, poyrazım olsa, dünyam bu vakitte dursa hiç şikâyet etmezdim. Sabah olmasa, ellerimiz gerçeklere dokunmasa...

 


Tür: Romantik, Komedi
Yayıncı: Netflix
Bölüm Sayısı: 12
Bölüm Süresi: 1 Saat
Dili - Ülkesi: Korece - Güney Kore
Oyuncular: Ahn Hyo-seop; Kim Se-jeong; Kim Min-kyu; Seol In-ah

Business Proposal Konusu
Shin Ha-Ri'nin yakın arkadaşı Jin Young-Seo zengin bir ailenin varisidir. Young Seo'nun babası evlenmesini istediği için sürekli zengin erkekler ile görücü usülü randevular ayarlar. Bir gün yine babası bir randevu ayarlamıştır fakat Young-Seo gitmek istemez, Shin Ha-Ri ile anlaşma yaparlar. Ha-Ri onun yerine görüşmeye gidecek ve gelen damat adayını kendinden soğutarak kaçıracaktır. 
Damat adayı, Ha-Ri'nin çalıştığı şirketin Ceosu çıkınca ortalık karışır. Çünkü Kang Tae-Mu buluşmaya geldiği kişinin kendi şirketinde çalıştığından habersiz, dedesinin baskılarından kurtulmak amacıyla bu kızla evlenmeyi planlamaktadır. Planlar, söylenen yalanlar vs derken ikili anlaşma yapar. Dizide anlaşma aşamasına gelene kadar ve sonrasında yaşananları izliyoruz.

Business Proposal Oyuncuları/Karakterleri

Ahn Hyo Seop, Kang Tae-Mu karakterini canlandırmakta.
Yurtdışında okuduktan sonra ülkesine dönen Kang Tae-Mu büyükbabasının şirketi Go-Food'da Ceo olarak görev yapmaya başlar. Yakışıklılığı ve zekasıyla dikkatleri üzerine çeken bir karakter. Romantik dizi ve filmlerin tüm kadınları kendine aşık eden erkek karakteri. :)


Kim Se-jeong, Shin Ha-ri karakterini canlandırmakta.
Shin Ha-Ri, Go-Food şirketinde Gıda geliştirme üzerine çalışan genç bir kadın. İşinde başarılı ama şaşkın ve sakar. Borçlarını ödeyebilmek için para kazanabileceği bütün fırsatları değerlendirip arkadaşı Young-Seo'nun randevularına gidiyor. Kısaca romantik dizilerin klasikleşmiş kadın karakteri diyebiliriz Ha-Ri için. :)


Seol In-ah, Jin Young-seo karakterini canlandırmakta. Young Seo, babasının parasıyla yaşamak yerine kendi ayakları üzerinde durmak isteyen ve bunun için çabalayan bir karakter. 

Kim Min-kyu, Cha Sung-hoon karakterini canlandırmakta. Sung Hoon, Kang Tae-Mu'nun sekreteri. 
Young Seo ve Sung Hoon'u ikinci çift olarak izliyoruz. İlişkileri zengin kız-fakir oğlan klişesi olsa da çok tatlı bir çiftti. Onları izlerken en az başroller kadar keyif aldım. :)


YORUMUM;
Merhabalar ve mutlu akşamlar ^^
Bayram bitti ama yoğun geçtiği için buralara uğrayamadım bu sebeple gecikmeli olarak Ramazan bayramınızı kutlarım blog arkadaşlarım. :)
Bugün neredeyse 1 sene önce izleyip bitirdiğim ama yorumunu bir türlü paylaşamadığım bir dizi ile geldim. Ne demiş atalarımız; geç olsun güç olmasın eheh :)
Business Proposal, yayınlandığı dönemde çokça konuşulan ve sevilen bir diziydi. Sosyal medyada sıkça denk geldiğim için benimde ilgimi çekmişti fakat güncel olarak izlemeyip daha sonra izledim. Hatta izlemek aklımda yokken bir gün ne izlesem diye düşünürken, kardeşim bu diziyi seversin deyince izlemeye karar verdim. Romantik sever yanım böyle bir dizi bulunca kısa bir süre içerisinde izleyip bitirdim. :)
Konusundan ve karakterlerinden anlayacağınız üzere klasik bir romantik komedi dizisiydi. 
Ahn Hyo Seop, karizmatik bir oyuncu fakat sert ceo hallerini izlerken sert rollerin ona uygun olmadığını fark ettim. Biraz eğreti durmuştu, bazı sahnelerde rol yaptığı o kadar belliydi ki izlerken güldüğümü itiraf edeceğim. Dizi ilerledikçe tatlı, romantik aşık karakterin ona çok daha uygun olduğu kanıtlandı. Kim Se-Jeong ile tatlı bir çift oldular fakat bir şeyler eksikti sanki. İkinci çifti izlerken daha çok keyif aldım. Hem uyumları hem de romantizmi yansıtma şekilleri çok daha başarılıydı diye düşünüyorum. :)


Favori karakterlerimden biri olan dedeyi de eklemezsem yazım eksik kalırdı. Dizikolik oluşu ♥ Ben :)
Lee Deok Hwa, Kang Tae-Mu'nun dedesi karakterini canlandırıyor. Kore dizilerini izliyorsanız bir dizide muhakkak denk gelmişsinizdir. :)
Business Proposal'da çok tatlı bir dedeydi bence. Kang Tae-Mu ile sürtüşmeli gibi görünseler de birbirlerine ne kadar değer verdiklerini görüyoruz.

Genel anlamda değerlendirecek olursam beni yormayan, bölümleri art arda izlediğim bizim yaz dizilerine benzer havada tatlı bir romantik komediydi. Kesin izleyin diyemem ama benim gibi romantik bir şeyler izleyeyim diye düşünüp ne izleyeceğinize karar veremediğiniz bir anda şans verebileceğiniz bir dizi. 





 

Merhabalar blogger arkadaşlarım,
İlkbaharın gelişini doya doya hissettiğimiz günlerde, yeni bir hafta ve Nisan ayının ilk gününü karşıladık. İlkbahar en sevdiğim mevsimdir. Şimdiden güzel enerjisi ile dolmaya başladım bile. :) Sizler nasılsınız? Umarım güzel enerjiler sizleri de etkisi altına almıştır. <3
Hatırlarsanız Şubat ayında ziyaret ettiğim sergilerle ilgili bir yazı paylaşmıştım. Eserleri çok beğenince bol bol fotoğraf çekmişim. Hal böyle olunca bu güzellikleri iki parça şeklinde paylaşma kararı aldım. Araya başka yazılar girince ikinci bölümü ancak paylaşabiliyorum. Benim için keyifli bir hatırlatma oldu, fotoğrafları sizlerde seversiniz umarım. <3 

CASA BOTTER
 Mercan Dede - Sen Potansiyellerle Doğdun Sergisi
4 Ocak- 4 Şubat tarihleri arasında ziyaretçilerle buluşan sergi "Dünyaca ünlü neyzen, besteci, yapımcı ve DJ Mercan Dede’nin kişisel sergisi, olan değil olması gereken, görülen değil gizli tutulan, maruz kalınan değil arzu edilen, kabul gören değil içimizde ukde kalan anların peşine düşüyor.(alıntıdır)" 







MEŞHER 

Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisinin küratörlüğünü Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı üstleniyor. Ömer Koç Koleksiyonu’nda yer alan çeşitli nadide eserlerden oluşan sergi, İstanbul’un Osmanlı payitahtı olduğu, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan bir zaman dilimini kapsıyor. Şehrin zengin bir görsel kaydı niteliğindeki sergide geniş açılı İstanbul manzaralarını gösteren tablolardan gravürlere, nadir kitaplardan albümlere, panoramik fotoğraflardan Yadigâr-ı İstanbul objelerine 100’ün üzerinde eser yer alıyor.(mesher.orgdan alıntıdır.)

26 Mart 2024'e kadar ziyaret edebilirsiniz. :)












 


"Geçmişin, bir urgan gibi dolanmışsa boynuna, kaderinden ne kadar kaçabilirsin?"

~~~~
Mutlu akşamlar blog arkadaşlarım.
Birkaç aydır okuduğum kitaplar içinde en heyecanlı şekilde okuduğum ve gerçek anlamda elimden bırakmak istemediğim Uzun Zaman Önce'den bahsetmeye geldim. :)

Uzun Zaman Önce Konusu
Selim, başarılı bir iş insanı ve iyi bir aile babası olarak yaşayıp giderken geçmişin izleri peşini bırakmaz. Küçükken babasının ona yaşattıklarını hafızasından ve hayatından silmek isterken, annesi ve kız kardeşlerine de hayatı zindan eden bu adamın evinden kurtulmak için üniversite kazanıp gideceği için sevinirken bile ondan habersiz hayatını değiştirecek bir karar alınmıştır. Selim daha 18 yaşında babasının seçtiği eş adayı Perihan ile evlenmek zorunda kalmıştır. Yeni şehirde eşiyle birlikte yaşama tutunabilmek için hem okula gidip hem de çalışmaya başlar. Perihan'ın fedakarlıkları ve kızlarının doğuşu ile mutlu bir aileye sahip olur. Çalışmalarının karşılığında işi de güzel bir şekilde ilerlerken içindeki karanlık taraf ortaya çıkar. Müşteri olarak işyerine gelen Gizem'e aşık olan Selim'in, koğuş arkadaşı Hasan'a anlattıkları ile tüm yaşadıklarını öğreniyoruz.
Neler yaşadı, hapishaneye nasıl düştü vb. birçok soru eşliğinde okunan heyecanlı bir kitaptı.
--
Uzun Zaman Önce instagramda bir okuma grubu vesilesiyle okuduğum 2024 yılı favorilerine girmeye aday bir kitap oldu.
Kitabın sayfa sayısı az olsa da o kadar derin bir hikayesi vardı ki, ilk sayfalardan beni etkileyeceğini hissettim diyebilirim. Selim, annesi ve kız kardeşlerinin maruz kaldığı şiddet maalesef ki gerçek hayatta da yaşandığı için gerçek bir hikayeye tanıklık ediyor gibi hissettim. Selim için üzülüp ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürmeye başlayınca onun adına sevindim. Geçmişin izlerini silip attı derken Gizem ile yaşadıklarını anlatmaya başlayınca bu defa çok kızdım. Her ne kadar zorla evlendirilmiş olsa da onun en zor zamanlarında yanında olan eşi Perihan'ı ve kızlarını bir kenara bırakması ve sonrasında yaptıkları beni çok sinirlendirdi.
Yaşadıklarını koğuş arkadaşı Hasan'a anlatırken, ben de Hasan gibi merakla neler yaşandı acaba diye çevirdim sayfaları. Sayfalar ilerledikçe sona dair tahminlerim oldu ama sonunda yazarımız beni şaşırtmayı başardı. :)
Yazarımız Zekeriya beyin anlatım tarzını çok sevdim. Uzun Zaman Önce'nin ilk ve şuan için tek kitabı olduğunu öğrenince biraz üzüldüm, çünkü kitaplarını okuma listeme ekleyip hemen okuma hayalleri kurmuştum. :))
Uzun Zaman Önce'yi herkesin okumasını isterim aslında ama şiddet vb. durumları içerdiği için bu tür durumlardan etkilenmeyecek, yetişkin okurların okuması daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
~~~~  
"Hayatınızın bazı anlarında o kadar mutlu olursunuz ki bulutların üzerinde hissedersiniz kendinizi. O bulutların üzerinden tepetaklak, düşmek üzere olduğunuzu fark etmezsiniz bile. Mutluluktan gözünüz hiçbir şeyi görmez. Oysa küçükken anneniz uyarmıştır mutlaka, çok güldün bak ağlayacaksın, diye."

~~~~

KİTABIN KÜNYESİ 
Adı: Uzun Zaman Önce 
Yazar: Zekeriya Çetin 
Yayınevi: İnkılap Yayınları 
Sayfa Sayısı: 160 
Baskı tarihi: 2023

 


Tür: Romantik Komedi, Fantastik, Dram
Yayıncı: Amazon Prime
Bölüm Sayısı: 12
Bölüm Süresi: Ort. 50 dk
Dili - Ülkesi: Korece - Güney Kore
Oyuncular: Park Min Young, Na In Woo, Lee Yi Kyung, Song Ha Yoon, Lee Gi Kwang, Gong Min Jung

MARRY MY HUSBAND KONUSU
Yıllarını sorumsuz kocasıyla geçiren ve hayatını devam ettirebilmek için tüm gücüyle çalışan Kang Ji Won, kanser tedavisi görürken az bir ömrü kaldığını öğrenir. Aldatıldığına dair şüpheleri olan Ji Won, kanıt ararken kocasının onu en yakın arkadaşıyla aldattığını öğrenir. Bu olay sonucunda trajik bir şekilde öldürülen genç kadın, mucizevi bir şekilde 10 yıl öncesinde eşiyle evlenmeden önceki döneme gözlerini açar.
Her şeyin farkında olarak hayata yeniden başlayan Kang Ji Won'un kocasından ve yakın arkadaşından intikam almak için yaptıklarını konu alıyor.

KARAKTERLER / OYUNCULAR
Park Min Young, Kang Ji Won karakterini canlandırmakta.
Ji Won, hayatı zorluklarla geçen ve ona zarar veriyor da olsa hayatındaki insanlara katlanarak geçiren bir kadın. Bütün bu fedakarlıklarına rağmen kocası onu en yakın arkadaşıyla aldatır. Tüm bu zorluklara dayanamayan genç kadın kanserinin ileri seviyede olduğunu ve kısa bir ömrü kaldığını öğrenince kocasından intikam almak ister. Tam bu noktada kocası ve arkadaşı tarafından trajik bir şekilde öldürülür.
Bir şekilde ona yeniden yaşama şansı verilir ve Ji Won intikam için tabiri caizse kollarını sıvar. İntikam alma sürecinde Kang Ji Won'un nasıl geliştiğini ve iyileştiğini, öz benliğini bulduğunu görüyoruz. 

Na In Woo, Yoo Ji Hyeok karakterini canlandırmakta.
Ji Hyeok, Ji Won'un çalıştığı şirketin yöneticilerinden birisi ve aynı zamanda onun çalıştığı bölümün şefi.
Kang Ji Won'a olan hisleri sebebiyle genç kadına destek olan hepimizi kendine hayran bırakan bir karakter kendisi. :)
Başlangıçta biraz sert ve eski moda tarzıyla şaşırtsa da gizemli hallerinin altından aşık olunacak bir adam çıktı. ^^


Lee Yi Kyung, Park Min Hwan karakterini canlandırmakta.
Min Hwan, Kang Ji Won'un kocası. Biraz ağzımı bozacağım kusura bakmayın ama kendisi şerefsizliğin vücut bulmuş hali. Kendisi evde keyif yapıp borçlar yaparken, Ji Won gece gündüz çalışıp hayatlarını sürdürmeye, borçları ödemeye çalışıyor. Ölüm döşeğinde olan karısıyla ilgilenmek yerine onu en yakın arkadaşıyla aldatacak kadar karakter yoksunu birisi.
Her bölümde karaktere sövüp saysam da oyuncunun başarısını inkar edemem. Kötü bir karakteri bu kadar başarılı canlandırıp kendisinden iliklerimize kadar nefret etmemizi sağladı. :D


Song Ha Yoon, Jung Soo Min karakterini canlandırmakta.
Soo Min, Kang Ji Won'un en yakın arkadaşı. Onu çok seviyor ve düşünüyor gibi görünse de içten içe Ji Won'u kıskanıyor, onun sahip olduğu her şeyi elinden almak için türlü oyunlar çeviriyor. Görünce bile sövmeye başladığım biri, nefret ettiğim karakterler listesinde 1 numaraya oturdu diyebilirim. 
Song Ha Yoon, sanki bu karakter için doğmuş. Duruşu bile o kadar sinsi ki, hiçbir şey yapmadan izleyenin sinirlerini bozacak kadar başarılı bir oyunculuğu var.


YORUMUM;
Mutlu akşamlaar! :)
Çoktandır Kore dizisi paylaşımı yapmadığımı fark ettim, bu açığı kapatmamız lazım değil mi ama? ^^
Bu yazımda bahsedeceğim Marry My Husband, aynı isimli webtoondan uyarlama bir Kore dizisi. Tanıtımları o kadar ilgi çekiciydi ki, dizi yayına girdiği an bizde güncel olarak izlemeye başladık. Daha ilk bölümden sinir krizleri geçirsem de Kang Ji Won intikam için neler yapacak, planları gerçekleşip şerefsiz kocasından kurtulabilecek mi acaba merakıyla yeni bölümlerini bekledim ve heyecanla izlemeye devam ettim. 
Ji Won intikam planları yaparken hayatı boyunca yaptığı hatalarında birer birer farkına varır. Kendisine destek olduğunu düşündüğü kişilerin aslında hayatını mahvettiğini, çok başarılı ve sağlıklı bir hayat sürebilecekken zorluklarla ve hastalıklarla baş etmek zorunda kaldığı gerçeğiyle yüzleşir ve bunu tersine çevirmek için çalışmalarına başlar. Hayatını mahveden bu insanlardan ve onu ölüme götüren kaderini, sırtından bıçaklayan yakın arkadaşı sandığı Soo Min'e devretmek için tüm adımlarını yavaş ve emin bir şekilde hesaplar. Bu konuda sürpriz bir destekçisi, Yoo Ji Hyuk çıkagelir.
Ji Hyuk'un varlığı, Kang Ji Won için hayata yeniden başlaması kadar güzel bir detaydı bence. Ona olan sevgisi ve desteği beni çok etkiledi. Gerçekte de böyle adamlar olsa da karşıma çıksa ne güzel olurdu düşüncesiyle izledim vallahi. :D
Ona destek olan ve gerçek arkadaşlığı bulduğu Yoo Hee-Yeon ve Yang Jo-Ran'ı da unutmamak gerek. İki karakterde o kadar tatlı ve iyiydi ki. Onların sahnelerini izlerken gerçek arkadaşlığı hissedebilirsiniz. :)
Ji Won'un intikam almasını ve Ji Hyuk'un güzelliğini izlerken ne kadar keyif aldıysam Min Hwan ve Soo Min karakterlerini izlerken o kadar sinir ve nefret doldum. Karakterler o kadar kötü ki, izlerken siniri ve nefreti iliklerime kadar hissettim. İzlerken kötü karakterlere en çok sövdüğüm dizi Marry My Husband'dır diyebilirim, o derece.
Dizinin iyi yönlerinden bahsettim, biraz da olumsuz yönlerini konuşalım;
Bir noktadan sonra webtoondan farklı bir şekilde ilerlemeye başlıyor. Diziyi uzatmak amacıyla webtoonda olmayan bir karakter dahil edilmişti ve gereksiz olduğunu düşündüğüm entrikalı olaylar yaşandı. Bu durum beni rahatsız etti ve birkaç bölümü izlemeden final bölümünü izledim.
Dizilerde yan karakterlerin hikayelerini de izlemeyi seven biri olarak gereksiz entrikalar yerine webtoondaki gibi yan karakterlerin hikayelerine biraz daha yer verilse daha hoş olurdu diye düşünüyorum. 
Marry My Husband, sinir krizleri eşliğinde izlemiş olsam da genel olarak keyif aldığım bir dizi. Özellikle intikam kısımlarını izlerken tabiri caizse içimin yağları eridii. :D
Yukarıda bahsettiğim gereksiz uzatılma durumu olmasaydı favorilerim arasına bile girebilirdi.
Aldatılma, intikam konulu dizileri seviyorsanız şans verebilirsiniz. :)



 


"Çünkü her ne kadar kabullenmek ağır gelse de bütün kadınlar bir gün aldatılır. Menopoz gibi bir şey bu, biraz gecikebilir ama kimse elinden kurtulamaz. Sadece bazıları aldatıldığını hiç öğrenmez."

~~~~
Bir gün bulduğunuz bir not ile eşinizin sizi aldattığını öğrenseniz ne yapardınız?
Eşinizi karşınıza alıp bunun hesabını sorardınız değil mi? Böyle bir şey yaşamamayı temenni ederek, ben olsam bu şekilde davranırdım diyebilirim. Peki ya karakterimiz İnes?
Eşinin çantasında "Bayan Seninki" imzasıyla bir not bulan İnes, benim düşüncemin aksine eşinden hesap sormak yerine onu takip etmeye karar verir.
Yağmur bir kış akşamında acil işi için gitmesi gerektiğini söyleyen kocası Ernesto'yu takip eden İnes, onun ıssız bir ormanda bir kadınla buluştuğunu görür ve gizlice olanları izler. Ernesto ve kadın birden tartışmaya başlarlar. Şiddetli bir hal alan bu tartışmanın sonucunda korkunç bir olay yaşanır. Ve İnes'in bir karar vermesi gerekir. Eşi Ernesto'yu adalete teslim etmek ya da mutlu aile tablosunu devam ettirmek için bu olayın üzerini örtmek için gerekeni yapmak. İnes'in seçimi ve sonucunda yaşananları okuyoruz.
~~~~
"Bu hayatta her zaman hazırlıklı olmak lazım çünkü kimsenin bir garantisi yok. İnsan başına ne gelebileceğini asla bilemez."
~~~~
Yan Pasaj Yayınevi'nin favori yayınevlerimden biri olduğunu ve kitaplarına olan sevgimi biliyorsunuz. :)
Hal böyle olunca en yeni kitapları Bayan Seninki ile kavuşur kavuşmaz okumasam olmazdı. Yayınevinin okuduğum diğer kitaplarından farklı, polisiye türünde bir kitap.
-Buradan sonrası spoiler içerebilir- 
İnes'in aldatıldığını fark ettikten sonra soğukkanlılıkla kanıtları toplaması, eşini takip etmesi alışık olduğumuz karakterlerden farkını gösteriyor. Çoğumuz bunun hesabını sormak isteriz ve boşanmayı gündeme getiririz fakat İnes bunun aksine ailesini bir arada tutmak için fedakarlıklarda bulunuyor ve planlar yapıyor. Bu planlar o kadar detaylı ve ince düşünülmüş ki okurken şaşkınlık içinde kaldım. Ama gelin görün ki bu kadar uğraşa değmeyecek bir adam karşısındaki. Ernesto'ya o kadar sinirlendim ve saydırdım ki, ettiğim küfürleri buraya yazmamak için kendimi zor tutuyorum.
İkisi de kendi dertleriyle o kadar meşgullerdi ki ebeveyn olduklarını hiç akıllarına getirmemeleri de çok sinir bozucuydu. Kızlarının yaşadığı durumların farkında bile değillerdi. Ernesto'nun karakteri ortada ama İnes'in kızıyla ilgilenmiyor oluşuna hatta onu bir fazlalık gibi görmesine de çok sinirlendim. Değmeyecek bir adam için uğraşacağına kızına dön bir bak diyesim geldi. Sonunu okuduğumda ise tüm sinirim gitti ve kocaman bir oh olsun çektiğimi itiraf ediyorum. :)
Kitaba genel bir değerlendirme yapacak olursam; başlangıçta polisiye gibi görünen ama aile değerlerini ve psikolojik yapıyı ele alan derinlikli bir kitaptı. Her ne kadar okurken sinir krizleri geçirmiş olsam da farklı bakış açılarını fark etmemi sağlayan bir okuma oldu. 
Bu tarz farklı kurguları okumayı seviyorsanız Bayan Seninki kitabını tavsiye ederim.

 


ALINTILAR
Hızla geçen zamana yetişme telaşımızdan ne çok şey kaçırdık oysa zamanın ritmini yakalasaydık bunca nefes nefese kalmazdı kaderimiz.
~~~~
Okumak hayatın kargaşasında kalbini korumaktır.
~~~~
Her gözyaşının bir onuru var kimin için akıttığınıza dikkat edin. Sizden kopup ayrılan ne varsa bin bir ihtimal içinde de olsa bir ihtimal dönebilir ama gözyaşı asla. Bir çift göz ağlamak için kapanırken, duyguların bütün kapıları açılır her biri bir pay almak ister. Duyguların mücevheridir gözyaşı, kıymetini bilmek gerek.
~~~~
Bir efsane değildir iki aynı başın bir yastığa düşmediği, âlemde her şey çift, zıt kutuplar birbirine müptela, bir de aşk dedikleri bir kılıf o da ayrı bir muamma. O yüzden aşk yaşamayana efsane, yaşayana destan.
~~~~
Sustukların bazen anlatamadıklarını tamamlar. Susmuşsam sesimi duyun, konuşuyorsam sustuklarımı anlayın diye. Gürültülü bir gezegende, kendisinden başka kimseyi duymayan hatta anlamayanların içinde susmak nereden baksanız en asil eylem.
~~~~
"Bana umuda dair güçlü bir kelime söyle." dedim. Gülüsedi. Hepsi buydu.
"Kafam karışık." dedim, "Gülümse!" dedi.
"İçim kir pas içinde." dedim, "Gülümsemek süpürür." dedi.
"Bu da geçer mi?" dedim, "Gülümsüyorsan geçmiştir." dedi. Bunca dert bir gülüşün etrafında mı kümelenmişti? Hayret öyleymiş üstelik gülümsemenin mutlulukla bir alakası yokmuş ama gülümseyince mutlusun sanıyorlarmış.

****
KİTAP YORUMU

Mutlu akşamlar blog arkadaşlarım. ^^
Birkaç aydır okuduğum kitapları sizlerle paylaşmadığımı fark ettim ve hemen arayı kapatmalıyız dedim. :)
Bu ay okuyup bitirdiğim kitaplardan biri olan Anne Sözü'nden bahsetmek istiyorum.
Yazarımız yaşadıklarından edindiği tecrübeleri, okuduklarından edindiği bilgi ve fikirlerini başta kendi kızı olmak üzere tüm kadınların faydalanabileceği bir kitap olması amacıyla kaleme almış Anne Sözü'nü.
Çocukluk döneminde karşılaştığı zorlukları, onun için çok kıymetli olan merhum dedesi Seyyid Muhammed Raşit Erol'dan öğrendiklerini ve onunla yaşadığı anılarını, evlilik hayatı ve dinimiz olan İslamiyet hakkında hem tecrübelerini hem de kendi fikirlerini bölüm bölüm bizlerle paylaşıyor.
 Bakıldığında sayfa sayısı olarak az görünse de dolu dolu bir içeriğe sahip bir kitaptı. Neredeyse her bölümde altını çizdiğim satırlar oldu. Aslında hepsini sizlerle paylaşmak isterdim fakat kitabın büyüsünü kaçırmamak adına birkaç tanesine yer verdim. :)
Anne Sözü yazarımızın kalemi ile tanışma kitabım oldu ve yazarlık konusunda başarısını anlamam için yeterli olduğunu söyleyebilirim. 140 sayfada derin düşüncelere dalmamı ve farklı bakış açılarını görmemi sağlayan okuma deneyimi yaşadım. Öncesinde diğer kitapları hakkında bilgim yoktu fakat Anne Sözü'nü bitirince diğer kitaplarını incelemek üzere kendime not aldım.
Sizlerde bu türde kitapları okuyup faydalanmak isterseniz Sadiye Erol Aykaç'ın Anne Sözü kitabını tavsiye edebilirim. :)


KİTABIN KÜNYESİ
Adı:
Anne Sözü
Yazar: Sadiye Erol Aykaç
Yayınevi: Nesil Yayınları
Sayfa Sayısı: 144
Baskı tarihi: Kasım 2023